Karabağ’da Yankılanan Zafer: 44 Günlük Vatan Savaşı ve Türk Dünyasının Sarsılmaz Kardeşliği
Güney Kafkasya’nın kadim toprakları, 2020 sonbaharında tarihe “İkinci Karabağ Savaşı” veya “44 Günlük Vatan Muharebesi” olarak geçen, Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan büyük bir çatışmaya sahne oldu. Bu savaş, sadece jeopolitik dengeleri değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası hukuk ve bölgesel ilişkiler açısından da derin izler bıraktı. Bu 44 günlük destansı mücadele, Azerbaycan’ın 30 yıldır gaspedilen haklarını geri alarak vatan topraklarını işgalden azat etmesinin destanı olmuştur.
Tarihi Arka Plan ve Ermenistan’ın Yayılmacı Politikaları
Karabağ sorunu, 19. yüzyıldan itibaren Çarlık Rusyası’nın, Anadolu ve Orta Asya Türklüğü arasında etnik bir bariyer oluşturmak amacıyla kadim Türk toprakları üzerinde Ermenileri yerleştirmesiyle başlamıştır. Özellikle Türkmençay Antlaşması’ndan sonra bölgenin nüfus yapısı değiştirilmiş, Türkmençay Anlaşmasından sonra bölgeden uzaklaştırılan Türklerin topraklarına Ermenilerin yerleştirilmesi suretiyle kadim Türk toprakları Ermenileştirilmiştir. 1828-1920 yılları arasında Kafkas coğrafyasında topraklarından çıkarılan ve katledilen Azerbaycan Türklerinin sayısı 2 milyonu aşmaktadır. Bu demografik tahkimat, Türkiye ve Azerbaycan arasında bir “Ermeni seddi” oluşmasını da beraberinde getirmiştir.
SSCB’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Ermenistan, bu topraklarda genişleme politikasını sürdürmüş, 1991’den itibaren Karabağ ve çevresindeki yedi Azerbaycan bölgesini işgal etmiştir. Bu işgal sürecinde, 1992 yılında Hocalı Katliamı gibi insanlık dışı suçlar işlenmiş, binlerce Azerbaycan Türkü kadın, çocuk, yaşlı demeden hunharca katledilmiş veya göç etmek zorunda kalmıştır. Hocalı nüfusunun yaklaşık yüzde 30’u yok edilmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işgale son verilmesine dair dört kararına rağmen, Ermenistan 2020 yılına kadar Azerbaycan topraklarındaki işgalini sürdürmüştür. Ancak bu 30 yıllık süreçte Minsk Grubu’nun da arabuluculuk çabaları işgalci Ermenistan’ın uzlaşmaz tutumu nedeniyle sonuçsuz kalmıştır.
Paşinyan Dönemi ve Tovuz Saldırısı
Ermenistan’ın Cumhurbaşkanlığı sisteminden Parlamenter sisteme geçişinden sonra (2015 Anayasa referandumu ile) göreve gelen ilk başbakan Nikol Paşinyan döneminde, Azerbaycan’a yönelik saldırgan politikalar daha da belirginleşmiştir. Paşinyan’ın 13 yaşından itibaren Dağlık Karabağ Ermenilerinin ayrılıkçı hareketlerini desteklediği, Soros Vakfı ve ABD’nin Erivan Büyükelçiliği tarafından desteklenen sokak gösterileriyle iktidara geldiği bilinmektedir. Yeterli devlet tecrübesine sahip olmayan Paşinyan, Sarkisyan ve Koçaryan dönemlerinde mutabakat sağlanmış Madrid ve Kazan prensiplerini reddetmiştir. Paşinyan’ın “Artsakh Ermenistan’dır. Nokta” ifadesi ve Savunma Bakanı David Tonayan’ın “barış için toprak” yerine “savaş-yeni topraklar” formülünü benimsemesi, barış görüşmelerini tamamen sekteye uğratmıştır. İç politikadaki sorunları ve Rusya ile kötüleşen ilişkilerini Azerbaycan’a karşı yeni bir savaşla çözebileceğini düşünmesi, Paşinyan yönetimini saldırgan bir politikaya itmiştir. Bu tutumunda ABD’nin desteğini arkasına aldığını düşünmesinin de etkisi olduğu değerlendirilmektedir.
Bu politikaların bir sonucu olarak, Ermenistan ordusu 12 Temmuz 2020’de Azerbaycan’ın Tovuz bölgesine saldırmış, bu saldırıda biri tümgeneral olmak üzere 12 Azerbaycan askeri şehit olmuştur. Tovuz bölgesi, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ve TANAP gibi stratejik enerji ve ulaşım hatlarının kesişim noktasında olması nedeniyle özel bir önem taşımaktaydı. Ermenistan’ın bu saldırısı ile Azerbaycan ile Türkiye ve Avrupa arasındaki enerji ve ulaşımı önlemeye ve Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirmeye çalıştığı açıktır. Ardından 27 Eylül 2020’de Karabağ çevresindeki Azerbaycan topraklarına yönelik kapsamlı bir saldırı başlatmıştır.
44 Günlük Vatan Savaşı ve Azerbaycan’ın Zaferi
Azerbaycan, Ermenistan’ın saldırılarına karşı meşru müdafaa hakkını kullanarak karşılık vermiş ve 44 gün süren İkinci Karabağ Savaşı başlamıştır. Bu savaş, Azerbaycan’ın askeri güç yoluyla topraklarını kurtarma planlarının hayata geçirildiği bir süreç olmuştur. Azerbaycan ordusu, özellikle Türk yapımı Bayraktar TB2 insansız hava araçlarını (SİHA’lar) etkin bir şekilde kullanarak savaş alanında önemli bir üstünlük sağlamış, Bayraktar SİHA’ları Ermeni zırhlı araçları ve topçu mevzilerini hedeflemede etkili olmuştur. Aliyev, sadece Türkiye’den alınan SİHA’lar ile Ermenistan’ın bir milyar dolar değerinde askeri malzemesinin ortadan kaldırıldığını ifade etmiştir. Azerbaycan, teknoloji, lojistik, mühimmat ve teçhizat bakımından üstünlüğünü ortaya koymuş, 21. yüzyılın savaş anlayışını şekillendirecek enstrümanları başarıyla kullanmıştır.
Savaş boyunca, Şuşa gibi stratejik ve sembolik öneme sahip şehirlerin kurtarılması, Azerbaycan’ın moralini yükseltmiş ve çatışmanın seyrini değiştirmiştir. Şuşa’nın düşmesinin ardından Rusya’nın çatışmaları durdurma çabaları güçlenmiştir. Azerbaycan ordusunun 8 Kasım’da Şuşa’yı kurtarması ve 9 Kasım’da Karabağ’ın merkezi Hankendi’ye doğru ilerlemesi üzerine Rusya devreye girerek savaşı sonlandırmıştır. Azerbaycan, beş şehir, dört kasaba ve 286 köy üzerindeki kontrolü geri alarak bölgenin toprak haritasını yeniden şekillendirmiş ve fiili kontrolü altındaki topraklarının oranını %20’den %3.25’e düşürmüştür. Savaş, Ermenistan’ın yenilgiyi kabul etmesi ve Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gece **”Üçlü Bildiri”**nin kabul edilmesiyle sona ermiştir. Paşinyan, imzayı atarken yenilgiyi kabul ettiğini, “tükenmişlik” nedeniyle buna mecbur kaldıklarını ifade etmiştir.
Ermenistan’ın İşlediği Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suç Fiilleri
44 gün süren savaş boyunca Ermenistan, sivil hedeflere yönelik saldırılarla birçok savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemiştir. 100 kadar sivil katledilmiş, 400’den fazla sivil yaralanmış, hastaneler, anaokulları ve camiler de dahil olmak üzere binlerce ev ve sivil yerleşim birimi tahrip edilmiştir. Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın Askeri Danışmanı Vagharshak Harutyunyan’ın, Rus televizyonuna yaptığı açıklamada, sivil halk üzerinde panik yaratmak amacıyla ağır silahlarla ateş açtıklarını itiraf etmesi, bu suçların resmi bir teyidi niteliğindedir.
Ermenistan ordusu, cephe hattından uzakta bulunan Gence, Mingeçevir, Berde, Terter, Yevlah, Ağdam gibi Azerbaycan şehirlerine Tochka, Scud, Smerch gibi balistik füzeler ve misket bombaları ile saldırılar düzenlemiştir. Bu saldırılarda çocuklar ve kadınlar dahil birçok masum insan hayatını kaybetmiştir. Ayrıca Ermenistan, geri çekilirken ormanları yakmış, altyapıyı tahrip etmiş ve bölgeye çok sayıda mayın ve bubi tuzağı yerleştirerek doğal çevreye zarar vermiştir. Azerbaycan, savaşın sona erdiği 10 Kasım 2020’den Nisan 2021’e kadar Ermenistan tarafından döşenen 55.000 mayını temizlemiş, ancak bu süreçte 37 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetmiş, 160’ı ise yaralanmıştır. Ermenistan’ın verdiği mayın krokilerinin doğruluk payının sadece %25 olduğu ortaya çıkmıştır.
Uluslararası Tepkiler ve Türkiye’nin Sarsılmaz Desteği
Savaş sırasında ABD, Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Ermenistan’a çeşitli şekillerde destek vermiştir. Özellikle ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, Ermenistan’ı ziyaret ederek Azerbaycan’ı suçlamış, ABD, PKK teröristleri vasıtasıyla askeri destek de sağlamış, PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin Nubar Ozanyan Tugayı’nı Ermenistan’a göndermiştir. Çok sayıda Ermeni kökenli Yunan vatandaşının gönüllü olarak Ermenistan saflarında savaştığı, Yunanistan’a ait Olympus Havayolları uçaklarıyla paralı askerlerin taşındığı ve GKRY’den bir korgeneralin Ermeni militanlarına eğitim verdiği tespit edilmiştir. Fransa, tarih boyunca Ermeni isyanlarını kışkırtan tutumunu sürdürerek, Ermeni saldırganlığını kınayan kararlar yerine Azerbaycan’ı suçlayan kararlar almış, hatta bazı şehir meclisleri Karabağ’da kurulan Artsakh adlı korsan devleti tanıma kararı almıştır. Fransa, Türk F-16’larının ve Suriyeli cihatçıların savaşa katıldığına dair yalan haberler yaymıştır. Bu ülkelerin yanı sıra, İran’ın da savaş sırasında Ermenistan yanlısı bir tutum sergilemesi, Azerbaycan kamuoyunda büyük tepkiyle karşılanmıştır.
Türkiye ise, Azerbaycan’a en yüksek seviyede ve en kapsamlı siyasi ve askeri desteği sağlamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Tek Millet, İki Devlet” vurgusu ve Şuşa Beyannamesi gibi anlaşmalarla bu kardeşlik pekiştirilmiştir. Türkiye, Azerbaycan’ın meşru müdafaa hakkını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmuş, Birleşmiş Milletler ve AGİT kararlarına dikkat çekmiştir. Türkiye, sadece diplomatik yollarla değil, aynı zamanda askeri teçhizat (Bayraktar SİHA’ları, TRG300 Kaplan Füzeleri) ve teknik ekip göndererek savaşın seyrini Azerbaycan lehine değiştirmiştir. Türk medyası, Anadolu Ajansı ve TRT başta olmak üzere, Ermenistan’ın dezenformasyon kampanyalarına karşı Azerbaycan’ın haklı tezlerini ve savaş suçlarını dünyaya duyurmada önemli bir rol oynamıştır. Türk halkı, Azerbaycan bayrakları asarak, insani yardım kampanyaları düzenleyerek ve mitinglerle kardeş Azerbaycan’ın yanında olduğunu göstermiştir.
Rusya’nın, Birinci Karabağ Savaşı’ndaki Ermenistan yanlısı tutumuna karşın, İkinci Karabağ Savaşı’nda tarafsız kalarak arabuluculuk rolünü üstlenmesi dikkat çekicidir. Bu durum, Paşinyan yönetiminin Batı ile yakınlaşma çabaları ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin liderler düzeyindeki güçlü iş birliğinin zedelenmemesi arzusunun bir sonucu olarak değerlendirilmektedir.
Savaş Sonrası Durum ve Geleceğe Yönelik Zorluklar
Üçlü Bildiri, Ermenistan ordusunun işgal altındaki topraklardan çekilmesini, Rus Barış Gücü’nün bölgede görev yapmasını ve Laçın ile Zengezur koridorlarının açılmasını öngörmekteydi. Ancak Ermenistan, Zengezur koridorunu açmamakta, bölgedeki yasadışı madencilik faaliyetlerini sürdürmekte ve kalıcı bir barış anlaşmasını imzalamayı reddetmektedir. Azerbaycan, Laçın koridorunu Ermenistan’a açtığı halde, Ermenistan Batı Zengezur’dan koridor açmaya yanaşmamakta ve bunu kendi egemenliğine aykırı görmektedir. Cumhurbaşkanı Aliyev, Batı Zengezur’un tarihi olarak Azerbaycan toprağı olduğunu ve gerekirse savaşla geri alınacağını belirtmiştir.
Rus Barış Gücü’nün varlığına rağmen, Karabağ’daki Ermeni silahlı güçlerinin serbestçe hareket etmesi ve Azerbaycan’ın bölge üzerindeki tam kontrolünü kısıtlaması, süregelen zorlukları gözler önüne sermektedir. Bildiriye göre 1960 askerden oluşması gereken Rus Barış Gücü’nün sayısı 10.000’i aşmış, Ermeni askeri güçlerinin Karabağ’dan çıkarılması hükmüne uyulmamıştır. Rus Barış Gücü, “Artsakh” adlı korsan Ermeni devletiyle işbirliği yaparak bölgenin denetimini ele almış, hatta okullarda Rusçayı ikinci resmi dil olarak okutmuştur. Azerbaycan, Kızılbulak altın madeni ve Demirli bakır madeni gibi kaynaklarının Ermenilerce yasadışı olarak işletilmesine karşı Laçın koridorunda STK’lar aracılığıyla protestolar düzenlemiş, ancak bu durum ABD ve AB tarafından “Laçın Koridoru’nun kapatıldığı” yaygarası ile Azerbaycan’ın kınanmasına yol açmıştır. Aliyev ise koridorun kapatılmadığını, sadece yasadışı faaliyetlerin önlenmesi için geçişlerin kontrol altına alındığını belirtmiştir.
Azerbaycan, Karabağ Ermenilerinin terör faaliyetlerine son vermek üzere 19 Eylül 2023’te askeri harekat başlatmış, bu harekat sonucunda Artsakh adlı korsan devlet kendini feshetmiş, yöneticileri tutuklanmıştır. Karabağ Ermenilerinin büyük bölümü Ermenistan’a göç etmiş, ancak Ermenistan onlara vatandaşlık hakkı vermemekte ve geri dönmeye zorlamaktadır.
Öğrencilerin Gözünden Vatan Savaşı: Milli Şuur ve Kardeşlik Duygusu
44 Günlük Vatan Savaşı, Azerbaycan’daki öğrenciler üzerinde derin duygusal ve psikolojik etkiler yaratmış, onların ulusal kimlik ve vatanseverlik duygularını pekiştirmiştir. Savaşın eğitim süreçlerini aksatmasına, okulların kapanmasına ve uzaktan eğitime geçişe rağmen, öğrenciler gönüllülük ve toplumsal destekle büyük bir direnç göstermişlerdir. Savaş, öğrencilerin tarih bilinci, kritik düşünme ve kültürel anlayışlarını geliştirmelerinde önemli bir rol oynamıştır.
Ulusal Azerbaycan Tarih Müzesi’nin öncülüğünde toplanan öğrenci anılarında, Türkiye’nin siyasi, diplomatik ve manevi desteği sıkça vurgulanmıştır. Öğrenciler, savaşın korkunç trajedisine rağmen kalplerindeki şükran ve güven duygusunu dile getirmişlerdir:
• Laçınlı Şahəddin Rəsulov: “Bu müharibədə bizi tək qoymayan Türk dövləti yanımızda olmuşdur. Bizə çoxlu köməklikləri oldu…”.
• Berdeli Əliyev Fərid Kənan oğlu: Bisikletine hem Azerbaycan hem de Türk bayrağını takarak “Heç nədən qorxmurduq. Qışqırdıq: Qarabağ Azərbaycandır!” diyerek korkusuzluklarını ve kardeşliği yansıtmıştır.
• Berdalı İsmayılzadə Məleykə Ərəstun qızı: “Qardaş Türkiyənin köməyi ilə bu çətin günlərdə içimizdə bir ümid işığı yarandı. Zəfər xəbərləri gün keçdikcə artırdı.”.
• VII. sınıf öğrencisi Nağıyeva Səma, Türk haber ajanslarının ve televizyon kanallarının Azerbaycan gerçeklerini dünyaya ulaştırmadaki rolüne dikkat çekmiştir.
• Laçinli Mirzəyev Məmməd Zaur oğlu: “44 günlük Vətən müharibəsi dövründə Azərbaycan-Türkiyə qardaşlıq və dostluq amalını bütün dünyaya bir daha nümayiş etdirdi.”.
• Hocalılı Qasımlı Sibel, Türk Dışişleri Bakanı Mevlud Çavuşoğlu’nun “Sizin qələbəniz –bizim qələbəmizdir!” sözünü aktararak milletlerin birbirlerinin başarılarından duyduğu sevinci ifade etmiştir. Öğrenciler ayrıca Pakistan’ın da Azerbaycan’a destek olduğunu vurgulamışlardır.
• Hocalılı Nazlı Məhərrəmova, anılarını “Allah bütün türk dünyasını qorusun!” dileğiyle sonlandırmıştır.
• Ağstafalılı Allahverdiyeva Aysel: “Və bu həssas günlərdə təbii ki, Qardaş Türkiyə və “ Bir millət ,iki dövlətik”dediyimiz Türkiyə türkləri bizim yanımızda idi… Çünki qanımız birdir,ürəklərimiz birdir. Çünki tarixdən dərs çıxarmışıq və nə qədər ki, bir olacağıq daha böyük qələbələr bizim olacaq!” sözleriyle dayanışmanın önemini vurgulamıştır.
Bu içten ifadeler, zor zamanlarda ortaya çıkan derin kardeşlik bağlarının, vatan sevgisinin ve tarih bilincinin genç nesillerin kalbinde ne kadar kök saldığını göstermektedir.
Azerbaycan’ın 44 Günlük Vatan Savaşı’nda elde ettiği zafer, 30 yıldır işgal altında bulunan topraklarını geri almasıyla büyük bir tarihî başarıdır. Bu zafer, Azerbaycan’a anasının ak sütü gibi helaldir çünkü kimsenin toprağına el uzatmamış, meşru müdafaa hakkını kullanmıştır. Türkiye’nin bu süreçteki kararlı ve çok boyutlu desteği, bölgesel güç dengelerini değiştirmiş ve Kafkasya’da yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Ancak kalıcı barışın tesisi için Ermenistan’ın uluslararası hukuka uygun davranması, işlediği savaş suçlarının hesabını vermesi ve Üçlü Bildiri’deki yükümlülüklerini yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Ermenistan yöneticilerinin (Koçaryan, Sarkisyan, Paşinyan) Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaları, hem adaletin tecellisi hem de dünya kamuoyunun Ermenistan’ın insan hakları ihlallerini ve savaş suçlarını görmesi açısından hayati önem taşımaktadır.
Azerbaycan, Rus Barış Gücü’nün görev süresinin uzamasını istemediğini yasal süresi içinde Rusya ve Ermenistan’a resmen bildirmelidir, zira Karabağ üzerindeki tam egemenliğin sağlanması ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Bu süreçte, dünya kamuoyunun Ermenistan’ın gerçek niyetlerini ve işlediği suçları daha net görmesi, adil bir çözüm için hayati öneme sahiptir. Azerbaycan’ın haklı mücadelesi ve Türkiye ile olan sarsılmaz kardeşliği, gelecekteki barış çabalarına ilham kaynağı olmaya devam edecektir.